5 Mart 2009 Perşembe

5 dakikada Beşiktaş, 63 dakikada Avcılar!?!






İstanbul tarfiği ile herkesi bunalttı.
Allahtan "Saraylı Muhallebici" seçimlere 25 gün kala İstanbul'un bir ucunu, öteki ucuna bağladı da rahatladık!?


Aslında metrobüs yoluna astığı "Metrobüs açılışına ....gün kaldı" pankartlarını bıkıp usanmadan her gün yanileyen belediyeyi kutlamak lazım. (Önceleri "mavi branda üzerine neden beyaz sticker yapıştırıyor?" demiştim. Fakat sonradan belki de her gün değiştirdiğine dikkat çekmek istiyor dedim.:))


Açılışla birlikte duraklarda ve İstanbul'un çeşitli yerlerindeki billboard ve raketlerde metrobüs iletişimi yapılıyor. Sloganımız:

"Söğütlüçeşme-Avcılar arası 63 dakika"


Şimdi insan ister istemez düşünüyor, 63 dakika kimin algısını olumlu etkiler? Hangi vatandaş "Vay be demek sadece 63 dakika! İnsan gezmek için bile gider gelir yani" der?


Elbette eviniz Avcılar'da işiniz Kadıköy'de ise metrobüs işinizi oldukça kolaylaştıracaktır. Fakat insanların ilgisini çekip "vay be" dedirtecek vaadin "63 dakika" olmasını aklım almıyor.


Rakamlarla haber yapmak ve rakamlara PR değeri yüklemek oldukça kullanılan bir yöntem.
Fakat zaten çoğu zaman rakamlar insanlara bir şey ifade etmez. Bir kıstas bir , bir kıyas gerekir.

Ergenekon iddianamesi 2544 sayfa dersem uzun olduğunu çoğu insan anlar.
Ama iddianameyi, ortalama bir Türk vatandaşının ara vermeden 68 saatte, yani neredeyse 3 günde okuyabilir dersem farklı bir etki yaratırım.

Amerikalılar'ın %7'si hâlâ Elvis'in yaşadığına inanıyor dersem muhtemelen şaşırırsınız. Ama Amerika'da 22 milyonun üzerinde insan Elvis'in yaşadığına inanıyor dersem algı farklı olur.
Hatta muhtemelen siz de kafanızda kıyas yapar, belki de tüm İstanbul, bayramda Elvis'in elini öpmeye gittiğimizi düşünür, "yok artık" dersiniz:)

Sonuçta yapılan haberlere bakarsanız belediye sözünü tutmuş, yolculuk gerçekten 63 dakika sürmüş. Fakat deneme için aynı anda araçlarını da Avcılar'a yollayan muhabirler, kendilerinin olay mahaline "biraz" geç intikal ettiklerini görmüşler.

Olsun yine de metrobüs boş kalacak değil.

Ama doğru iletişim yapıp daha hızlı, güvenilir bir imaj yaratamazlar mıydı?
Sonuçta algı önemlidir, hatta herşeydir.
Şimdi ben size büyükşehir çalışıyor desem algı başka, İstanbul'un %45.3'ü çalıştığını düşünüyor desem başka, 1.918.686 kişi böyle düşünüyor desem bambaşka:)

18 Şubat 2009 Çarşamba

Barbar ağabey

Dün arabasının aynasına çarptığım, 3 saniye sonra hemen arabayı stop ettirip, inip, geçmiş olsun demek - özür dilemek için yanına yaklaşmak istediğim, ancak ben daha inmeye fırsat bulamadan bana saldırmak amacıyla arabamı yumruklamaya, kapısını zorlamaya ve camını kırmaya çalışan sayın barbar ağabeyime;

İyi ki kötü bir günümdeydim ve ağır davranıp arabamdan dışarı çıkma hatasında bulunmadım, yoksa birbirimizi hırpalayabilir, karakolluk olabilirdik. Bana bu sağduyulu yaklaşımımdan ötürü teşekkür etmelisin.

Ancak, sana kırgınım. Tek duyduğum şey "Çık dışarı it!" diye bağırışların. Halbuki arabamı yumruklamayı bırakıp beni bir dinleseydin;
-Sana solumdan gelen aracın beni sıkıştırdığını, onunla çarpışmamak için direksiyonu kırdığımı,
-Arabanın aynasıyla aslında alıp veremediğim hiç bir şey olmadığını,
-Arabanda oluşan hasarı karşılamak istediğimi,
-Senin zannettiğin üzere "it" olmadığımı, eğitim ve kültür seviyemi,
-Hatta "olur böyle şeyler yahu, iyi adammışsın" kıvamına geldikten sonra sana yaşadığım kötü günden dahi bahsedebilirdim.

Sen ne yaptın? 3 kuruşluk ayna için barbar gibi saldırmaya kalktın.
Kaybettin arkadaşlığımı.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Bir astsubay'dan öğrendim...

Askerdeyim. Ani Müdahale Mangası çavuşuyum ve astsubay'ın biri ile birlikte nöbetteyiz...

Gün uzun, sohbet konusu ilişkiler...
Bana 81 doğumlu, evli ve 2 yaşında bir çocuğu olduğunu söylüyor...

"Ne cesaret" diyorum, "para yok, pul yok, henüz çocuksunuz ve evlenip bir de çocuk yaptınız, öyle mi?".
"Neden böyle düşünüyorsun?" diye sordu.
"Varlık olmadan evliliğin yürüyeceğine inanmıyorum" dedim.

Bana hayatım boyunca unutamayacağım bir cevap verdi;
"Biz herşeyi birlikte yaptık. Evimize eşya alabilmek için birlikte biriktirdik, birlikte harcadık. Biz ilişkimizi nereden nereye getirdiğimizi bu şekilde görebiliyor, kıymetini çok iyi biliyoruz. Hazır şeyler her zaman cezbeder, ama bazı şeyleri birlikte yapmanın değeri bambaşkadır..."


Biz erkeklerin en büyük saplantılarından biri de, bir gelecek hayal ettiğimiz kadını refah içinde yaşatmaktır.
Refah anlayışımız
ise ağırlıklı olarak finansal verilerle tanımlanmıştır.


Bazen, bazı şanslı erkeklerin karşısına öyle kadınlar çıkar ki, başından itibaren birlikte büyümeye, gelişmeye, kalkınmaya, yorulmaya, elini taşın altına sokmaya çoktan razıdırlar; ve yine bazen, o şanslı erkekler bunu göremeyecek kadar içindelerdir saplantılarının.

"Kaliteli Hayat" hedefim için, tembelin biriyken, değişmek için plan yaptım ve bugünlere geldim.
"Mutlu Hayat", "Kaliteli Hayat"tan çok daha fazla istediğim bir bileşen.
Bunu formülize ettim ve şimdi ne gerektirdiğini çok daha net görüyorum. Uygulamak için şansım olursa da, mutluluk adına bunu başarmaya çalışacağım.

O gün bu konuşmayı yaptığım astsubay'dan duyduğum, fakat unutup bugünlerde hatırladığım bu sözleri artık çok daha anlamlı buluyorum...

3 Ağustos 2008 Pazar

Osman Sınav hazretlerinin yeni bombası; Doludizgin Yıllar !

5 para etmeyen, ve fakat ortalama Türk insanının beklentilerini rahatlıkla karşılayabilen dizilerin yönetmeni Osman Sınav hazretleri yeni bir dizi daha çekmiş, adı da Doludizgin Yıllar!


Fragmanında yakışıklı (!) baş aktörümüz caddede motorsikletiyle çılgın (!) makaslara giriyor, trafikteki araba sürücülerini çıldırtıyor ve bundan büyük keyif duyuyor. Üstelik, bütün bunları kafada bir kaskı bile olmadan yapıyor.

Şimdi, ben şöyle bir soru sorsam;

Sevgili yapımcılar, senaristler, yönetmenler...


Kamuoyunda zaten "motorsiklet kullananlar serseri it kopuklardır" algısı varken ve trafikte birsürü cahil şoförle boğuşurken, bir de niye bu algıyı böyle 5 para etmez prodüksiyonlarla kuvvetlendirmeye çalışıyorsunuz?


Gerçi Kurtlar Vadisi gibi bir illeti yurduma sokan arkadaş zaten bir hainden farksızdır, bu soru onun yanında çok masum ve çok anlamsız kaldı...

Artık günümüz gelse de, çıtayı biraz daha yükseltsek... Bir 24, Heroes, Dexter tadında prodüksiyonlara imza atacak kaliteli senaristler, yönetmenler, oyuncular görsek...
Çok şey istiyorum, değil mi?

Alteregomun notu:
Fragmanda gördüğüm kadarıyla, herhalde dizinin devamında baba parası yiyen arkadaşı, babası, ehlilleştirilsin diye bir çiftliğe gönderecek ve arkadaş, orada ata binmeyi öğrenip hayatını o şekilde dolu dizgin yaşayacak.
Uyanın ya, onlarca beygirden inip tek beygire binmek mi bir motorcuyu sakinleştirecek?
Haha!

12 Haziran 2008 Perşembe

Hemen! Şimdi!

Kendi kendime söylediğim en motive edici sözler bunlar.

Hemen! Şimdi!

Birşeylere hazır olduğum, olduğumu sandığım, hatta olmadığım zamanlarda bile beni fişekliyor. Bugüne kadar bir zararını görmedim. Hatta faydalı oldu.

Sadece iş-güç için değil, hayatta çekindiğiniz bir adımı -nihayet- atmanıza da yardımcı olabilir, vücudunuzun adrenalin salgılamasına da...

İtelediğiniz, yapmak istemediğiniz ya da yapmaktan çekindiğiniz şeyler mi var?
Bir deneyin hadi.
Ama hemen! Şimdi!

20 Mayıs 2008 Salı

Kendi krizini kendin yarat

Hayatım boyunca böyle bir krize sebep olabilecek miyim acaba... Uğraşsam beceremem herhalde!

11 Mayıs 2008 Pazar

Kişiliksizleştirilenlerden misiniz?

Enteresan zamanlarda yaşıyoruz.

1900'lü yılların ilk çeyreğinde büyük acılar çeken nesilerin bıraktığı mirası bu nesil, cehaletle tüketti.

Yeni sosyal güvenlik yasası, 3 çocuk yapın emri, hatta saatlerin bir saat ileri alınıp bir daha geri alınmayacak olması dahi, Türkiye'yi "ucuz işgücü merkezi" haline getirmenin sessiz adımları.


Ortalama olan ve gittikçe yükselen bir alım gücüne sahip bir birey olduğumdan, bir yandan kızıp "bana ne" diyorum "cezalarını çekerler", bir yandan daha doğmamış, günahsız bebekler için üzülüyorum, çünkü bu değişimin esas acısını belki de ömür boyu karın tokluğuna çalışıp hiçbir şeye sahip olamayacak olan çocuklar çekecek.

En çok üzüldüğüm şey ise, etrafa baktığımda gördüğüm, günden güne sayıları artarak kişiliksizleştirilen kadınlar. Ufak tefek saplantıların peşinde koşup, (zaten çoktan erkek-egemen olan) toplumun içerisinde bilinçli bir şekilde sonuncu sınıf insan seviyesine itilen ve bunun farkına dahi varamayanlardan bahsediyorum.

Kadınlarımızın, herşeyden önce zihinlerindeki bağlardan kurtulmaları dileğiyle...

27 Nisan 2008 Pazar

Kadınlar ne ister?

Ne çok derdimiz varmış kur yapmakla, etkileyici olmakla, karşı cinsle etkileşimle... Bu tip haberlerin ardı arkası bir türlü gelmedi.

Bir de altına yazılan yorumlar çok komik. Herşeyi çözmüş tipler "para olsun yeter" diyorlar.


Bu tip yorumlar yazan insanların fotoğraflarını ve ilgi alanlarını da görebilsek keşke. Böylece daha sağlıklı çıkarımlar yapabiliriz. Kim, neyi ne kadar aşmış, hep birlikte görür, "bir tek parası eksikmiş garibanın" deriz hep birlikte.

Birileri bu insancıklara öncelikle ve derhal kadınlara "insan" gözüyle bakmasını öğretmeli.

Ulusça, kadınlara karşı yaklaşımımızın değişeceği güneşli günleri görebilmeyi diliyorum...

10 Şubat 2008 Pazar

Merak


Teletubbies ormanını (gezegenini, her neyse!) elimde keskin bir nesneyle (kılıç olur, balta olur, her neyse!) basıp şu iğrenç yaratıkları kovalamak isteyen tek kişi ben miyim merak ediyorum...

6 Şubat 2008 Çarşamba

Alkışlar Gani Müjde'ye

Türban protestolarında depremi ima ederek "7.4 yetmedi mi?" pankartı taşıyan türbanlı kıza Gani Müjde'nin cevabı. Yoruma gerek bile bırakmamış, kalemine sağlık Gani Müjde...

"7,4 Yetmedi mi?

Bir hafta önce türban protestoların sırasında "7.4 yetmedi mi?" pankartını açan sevgili kardeşime seslenmek istiyorum bugün...
20 bin insanın acısı ve cenazesi üzerine politika yapmaya kalkan "o güzel insana" bir çift sorum var.
Ey mantosu uzun,aklı kısa kardeşim benim. 7.0 yetmedi mi?
Senin okuduğun gazeteler yazdı mı bilmiyorum ama Amerika'nın, hani o gavur ve Hıristiyan Amerika Birleşik Devletleri'nin, hani o Siyonistlerle iş birliği yaptığı için her yerde bayrağını yaktınız ABD'nin Los Angeles şehrinde 7.0 büyüklüğünde bir deprem oldu bacım...
Neredeyse bizimkine yakın bir deprem.
Bizde aynı şiddetteki bir deprem 20 bin kişi ölüp 20 bin kişi sakat kalırken, gavur, Hıristiyan ve Siyonist dostu Amerika'da sadece 2 kişi yaralandı güzel ablam.
Şimdi türbanlı başını ellerinin arasına alıp düşünüyor musun acaba?
Sakarya gibi muhafazakar bir bölgede Allah binlerce Muslümanı öldürerek cezalandırıyorsa eğer, Hıristiyanlara ve Siyonist dostlarına niye kıyak geçiyor?
Seks shoplarıyla, porno filmleriyle tüm dünyaya "seks","uyuşturucu" ve "günah" ihraç eden bu ülkenin Allah katında ayrıcalığı ne olabilir ki güzel annem?
Oysa adım gibi eminim Sakarya'da, Gölcük'te hayatlarını kaybedenlerin çoğu ölmeselerdi eğer sabah ezanı ile birlikte camilerin yolunu tutacaklardı. Üç aylarda oruç tutacak, Ramazan'da devrilmeyen minarelerin ışıklarıyla birlikte senin ağzına adı bile yakışmayan Allah'ın adı ile birlikte oruçlarını açacaklardı.
E nooldu şimdi? 7.0 yetmedi mi güzel ninem?

Eğer her coğrafya olayını, her doğal afeti bilimin ve aklın süzgecinden geçirmeden böyle yorumlarsan bu ülkenin yarısı her deprem felaketinden sonra dinsiz olur güzel hala kızım...
Fay hattında 10 katlı binalara izin veren şapşal belediyecilik anlayısını,deniz kumundan inşaat yapan edebiyatçı müteahitleri, depreme dayanıklı konut üretme çabalarını, hırsızları, uğursuzları bir kenara bırakıp her şey ilahi kudretin intikamı olarak açıklarsan bu deprem 10 yıl sonra gene aramızdan binlerce "dinsizi" alır gider güzel amca kızım...
Beynin var mı bilmiyorum, betonların altında inleyerek can veren 20 bin insanı, kadını, çocuğu ve bebeği bir kalemde günahkar diye silip atan kuş beynini türbanın altında görmek mümkün olamıyor çünkü ama bence bu yazıyı oku ve bütün gece uyumadan düşün.
Allah'ın kullarına böyle cezalar verebileceğini hala düşünüyorsan da git Hıristiyan ol...
Çünkü senin bu mantığına göre Allah onları daha çok seviyor.
"Gavurlar" hem senden daha zengin, hem de evleri tepelerine yıkılmıyor."

Gani MÜJDE

16 Aralık 2007 Pazar

Aksiyona gel!


Harikasınız!

18 Kasım 2007 Pazar

X-Large teyze

Geçen Çarşamba akşamı işten eve dönerken yanıma oturan X-Large teyze; Koca vapurda yer mi yoktu?
Oturmaya çalıştığın koltuk zaten 2 kişilikti ve kontenjanı dolmuştu.
Tank gibi bedeninle aradaki küçücük boşluğa nasıl sığabilirsin ki? Bunu düşünmen bile abes.
Oturmaya karar vererek kucağıma çökmen ve bacaklarımı öğütmen de cabası.
Zor attım kendimi yanından, farketmişsindir. Ama umrunda mı? Sanmam.
Kocaman cüssenle kendini bırakıverdin bir anda, akşam akşam sarstın bütün bünyemi.

13 Kasım 2007 Salı

Tek seferde 3 kesik

Traş olurken genelde kendimi hiç kesmem, ancak dün dalgınlıkla öyle bir kesik attım ki, kullandığım jiletin markasını kesiğe bakarak tahmin edebilirdiniz.

"İyi ki Mach 3 yerine Fusion kullanmıyorum!" dedim içimden. 3 yerine 5 kesik te olabilirdi.

Her zaman iyi yönünden bakmak lazım, değil mi?

11 Kasım 2007 Pazar

Başarı hikayeleri

Övünmek gibi olmasın ama gerçekten iyi bir mizah anlayışına sahibimdir. Bir karikatür beni kolay kolay, değil güldürmek, tebessüm bile ettiremez. Ancak zaman zaman okuduğum ya da gördüğüm şeyler beni gerçekten güldürecek içeriğe sahip olabiliyor.

Kariyer.net'teki "Başarı hikayeleri"ni hiç okudunuz mu? Ben okuyorum ve aşağıdaki gibi absürd metinlere rastlayıp bayağı bir gülüyorum. Okumadınızsa, arada bir bakmanız için oradan bir alıntı yapacağım;

"Kariyer.net'e üye olduğumdan itibaren en az 10 işyeri tarafından çağrıldım görüşmelere. Ya istediğim gibi değildi ya da deneyimsiz olduğum için ben onların istedikleri gibi olmadım. Bir ara bunalıma girdim ama şimdi güzel bir firmada deneyimsiz olmama rağmen kendimce yükselebiliceğime inandığım bir pozisyonda işe başlıyorum. Size tavsiyem yılmayın, usanmayın, Kariyer.net'ten ayrılmayın. Kariyerinize Kariyer.net'te başlayın. Kariyer.net'e teşekkürler. Sevgilerle... "


Sandım ki arkadaş Türkiye'de istihdam olanağı olmayan, gelişmemiş ya da henüz var olmayan bir iş alanında, ne bileyim, "Yapay Zeka Mühendisliği" gibi bir alanda kariyer yapmak istiyor. Bir bakıyorum ki, kasiyer olmuş.

Yoo, hafife almıyorum ama, "Acaba aradığı neydi?" diye merak ediyorum, zira pozisyonun yanı sıra, şirketin çalışma şartları hiç te iyi değil, biliyorum.
Eh, herkesin hedefleri ve beklentileri farklı...

5 Kasım 2007 Pazartesi

Mim-Şiir

Hüseyin beni mimlemiş. Şiir olayı ile de anlamadığımdan (ya da yeterli romantizme sahip olmadığımdan diyelim) hiç aram yoktur. O yüzden yandaki dörtlüğü (Fight Club'da Tyler Durden'ın kulüp üyelerine dövüşten önce yaptığı bir konuşma) çevirip önünüze getireyim en iyisi, çok benimsediğim ve sevdiğim bir kıtadır...

"Beyler, biz tarihin ortanca çocuğuyuz, gidecek yerimiz ya da amacımız yok.
Ne büyük savaşlar gördük, ne de büyük krizler. Bizim savaşımız, ruhsal bir savaş.
Büyük krizlerimiz, kendi hayatlarımız. Hepimiz TV karşısında bir gün milyoner, rock yıldızı ya da film artisti olacağımıza inandırılarak yetiştirildik...

Ancak, olmayacağız.
Bu gerçeği yavaş yavaş öğreniyoruz.
Ve gerçekten çok, çok öfkeliyiz!"


Bir de şu mim olayını kim nasıl başlatır, nereden aklına gelir, sonrasında bir tatmin duygusu hisseder mi hiç bilmem. Sanırım bu, insanların depremden ölesiye korktukları 97-98 yılları arasında bizim kendi aramızda "tepkisel mizah" amacıyla bağırarak "bu akşam çok büyük bir deprem bekleniyormuş içeriden haber geldi!" diye konuşmamız ve insanların bu konuşmalarımızı duyarak irkilmeleri, telefonlarına sarılmaları, akabinde bir kaç saat içerisinde küçük çaplı bir kaos yaratmamız ve kendi kendimize bununla eğlenmemiz gibi bir şey olsa gerek...